11- Saygı

Markus, tersaneye doğru giderken derin düşünceler içindeydi.

Aklı, yapması gereken görevde olduğu için Atina pazarındaki yağ, şarap, cam ve sayısız diğer şeyi satan insanların bağırışlarını duymuyordu bile.

Markus, kayalık tepeyi tırmanırken, Akdeniz’in turkuaz mavisi suları göründü. Uzakta yelken açmış bir gemi gördü ve bir anda üzerinde çalıştığı gemiyi teslim etmesi için dört haftasının kaldığını fark ederek endişeye kapıldı.

Geminin sahibinin kim olduğunu bilmiyordu ama aracı olan Mathis’ i tanıyordu; kesinlikle hoşgörülü bir adam değildi ve eğer gemiyi zamanında tamamlamazsa büyük bir tazminat ödemesine neden olabilirdi.

Markus’ un tersaneye geldiğini gören adamları sevinç içindeydiler ve Julius, Markus’ un yokluğunda üç yeni adamı işe almıştı. Bu sayede ekibindeki işçi sayısı otuz iki adama çıkmıştı ve hayatında ilk kez bu büyüklükte bir ekibe sahip oluyordu.

Amacı, kırk çalışandan oluşan bir ekip kurmaktı ama hem Julius hem de Markus, ekibin son iki hafta içindeki gelişimi karşısında çok etkilenmişlerdi.

Markus kendi kendine, “Gemiyi halen yetiştirebiliriz,” dedi.

O hafta endişelenecek fazla zaman bulamadı. Yeni işçiler, onları eğitmek için zaman harcamak anlamına geliyordu. Her gün, otorite ile yönetmek üzerinde çalıştı ve gücünü yalnızca ihtiyaç olduğunda kullandı.

Karşılaştığı tek sorun, ilk üç ilkeyi uygulamaya başlamadan önce işçilerinin, kendilerini kanıtlamaları ve saygısını kazanmaları gerekmesiydi. Markus, şimdiye kadar bu konuda pek bir ilerleme kaydedememişti.

Yeni adamların, kendisine saygı duymalarını ve ilk gün itibariyle bir lider olarak kabul etmelerini sağlamak ve bu sayede de onlardan daha iyi faydalanabilmek için ne yapması gerektiğini Barnabas’a sorması gerekti_ini düşündü. Bütün bunlar oluşmadan önce . Barnabas’ln ilkelerini uygulamaya kalkışmak liderliğin normal kurallarına aykırı davranmak gibi geliyordu.

Share this: